| Unutulmuş Öbür Yanımız |
|
|
|
| Sevgi Güler tarafından yazıldı. |
|
Bu yaz tatilinde amcasının yanına, köye gidecekti, Canan. Çok heyecanlıydı. Babasının memleketine, köyüne ilk kez gidecekti. Tatilin gelmesini dört gözle bekliyordu. O hep tatillerinde ya yurt dışına ya da kıyı bölgelerinin tatil beldelerine giderdi. Gittiği bu yerlerde eğleniyor, farklı şeyler öğreniyordu; ama sürekli bu işi yaptığı için sıkılmıştı. Farklı bir şeyler istiyordu. Öğrenmekten bıkmayan biriydi. Her zaman yeniliklere açıktı. On dört yaşında zeki, sevimli bir kızdı. Tatil yaklaşınca annesi, Canan’ın bavulunu hazırlamaya başlamıştı. Tek başına gidecekti. Israr etmesine rağmen annesi köye gitmek istemiyordu. Bu biraz onu üzmüştü, ama heyecanını azaltmamıştı. Anne: Kızım, kıyafetlerini yerleştirdim. Başka götürmek istediğin bir şey var mı? Canan: Bilmiyorum, anne. Köyde ne yapılır, nasıl vakit geçirilir, hiçbir fikrim yok. Bu yüzden başka ne götüreceğimi bilmiyorum. Orada ihtiyaç duyduğum şeyleri alırım. Anne: Orada, burada olduğu gibi her şey yok. En fazla bir bakkal vardır. O da ihtiyaçlarını karşılayamaz. Canan: Peki, oradakiler ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlar. Anne: Bir şeye ihtiyaçları olduğu zaman kasabaya ya da şehre gidiyorlar. Canan: İyi ya o zaman ben de giderim. Anne: Canan, amcanın arabası yok. Köy arabası ile gidilir. Ne istiyorsan çantana koy, orada insanlara yük olma. Canan: Peki, anne. Tatil günü gelip çatmıştı. İçi içine sığmıyordu. Uçakla gidecekti. Amcası, onu havaalanında karşılayacaktı. Amcasının çocuklarını çok merak ediyordu, görmeyeli yıllar olmuştu. Daha küçük bir çocuktu. Kendisini nasıl karşılayacaklarını çok merak ediyordu. Ailesiyle vedalaştı. Annesine babasına tekrar dönüp sarıldı. Uçağa binerken içi burkuldu. Neredeyse ‘’durun ineceğim’’ diyecekti. Ayrılacağı zaman bu kadar üzüleceğini bilememişti. Havaalanında amcası, Hasan Bey, onu karşıladı. Başka kimse yoktu. Onu da zorla tanıdı. Görmeyeli çok olmuştu. Birkaç saate kadar köye varmışlardı. Arabadan inince her tarafı dikkatli bir şekilde incelemeye başladı. Küçük şirin bir yerdi. Amcasının evi, bir bahçenin ortasındaydı. Bahçede elma, kiraz, kayısı her türlü ağaç vardı. Evin ilerisinde küçük bir dere vardı. Ev iki katlıydı, yan tarafta da tek katlı, hayvanların kaldığı ahır ve samanlık vardı. Öylece bakıyordu. Yengesi Ayşe, güler yüzle karşıladı onları. Çocukları Zeynep, Ömer ve Ahmet’te yanına geldi. Bu sıcak karşılamadan mutlu olmuştu. Uçaktaki üzüntülü halinden eser kalmamıştı. Elbiselerini, eşyalarını odaya yerleştirdi. Biraz dinlendi. Zeynep, seslendi, yemek hazırdı. Çokta acıkmıştı, zaten. Zeynep dokuz yaşında, esmer, cılız bir kızdı. Ama cana yakın, gözleri gülen bir kızdı. Annesi Ayşe’ye benziyordu. Sofra hazırlanmıştı. Yer sofrasıydı. Oturmakta biraz zorlandı; ama bunu belli etmemeye çalışıyordu. Yemekler çok güzel görünüyordu. Yemeğe başladığında tatlarının görünüşünden de güzel olduğunu gördü. Hiç bu kadar iştahla yemek yememişti. Ayşe Yenge: Canan, yemekleri beğendin mi? Canan: Çok güzeldi, ellerine sağlık. Ayşe Yenge: Afiyet olsun canım. İstediğin bir şey olunca hiç çekinmeden isteyebilirsin burası senin de evin. Zeynep: Anne, ellerimizi yıkayıp biraz etrafı gezelim mi? Ayşe Yenge: Peki, ama çok geç kalmayın Canan yol yorgunudur. Yarın gezersiniz. Zeynep: Tamam. Evin hemen yanında çeşme vardı. Suyu da buz gibiydi. Canan içmeye doyamadı. Etrafta biraz dolaştılar. Eve erken döndüler. Canan yorgun olduğu için hemen yattı. Ertesi gün öğleye kadar yattı. Uyandığında kendisini çok iyi hissediyordu. Herkes kahvaltı yapmıştı. Öğle yemeği saati gelmişti, o uyandığında. Eee burası köydü. Erken kalkıp işleri toparlamak lazımdı, yoksa işlerini yetiştiremezlerdi. Yemeğini yiyip Zeynep ve Ömer ile dışarı çıktılar. Ömer, Canan ile yaşıttı. Çekingen, kendi halinde bir çocuktu. Ama Canan’a hemen alışmıştı. En büyük kardeşleri Ahmet, on dokuzuna dayanmıştı. Yakışıklı, iri yapılı bir gençti. O babasına yardım ederdi, okul dönemi dışında, tarlada bahçede. Üç arkadaş evin etrafını, dereyi hemen hemen köyün her yerini ilk günde gezmişlerdi. Çok yoruldular; ama bu yorgunluktan da hiç şikâyetçi değillerdi. Canan, tarlada, bahçede çalışanları ilk kez gördü. Herkesle selamlaştı, herkesin hatırını sordu, hiçbirini tanımadığı halde. Kendisi bile bu duruma şaşırdı, ama halinden memnundu. Her şey beklediğinden güzeldi. Açıkçası bu kadarını beklemiyordu. Ev halkı, onu çok benimsemiş, sevmişti. Tatillerde gittiği ne Avrupa ülkelerinde ne de diğer yerlerde bu samimiyeti, doğallığı bulamamıştı. İlk kez tabiatla doğayla iç içeydi. Bu durum ona huzur veriyordu. Köyde elbette zorlandığı alışık olmadığı şeyler vardı. Ama hiçbir şeyden şikâyetçi değildi. Her şey o kadar güzeldi ki koskoca iki haftalık tatil biranda sona ermişti. Eve dönüş vaktiydi, çok zor geldi oradan ayrılmak. Amcası, onu havaalanına götürdü, uçağa bindiğinde yine içi burkuldu; evden ayrılırken hissettiği acıyı hissetti. Birkaç saate evdeydi; annesine, babasına sarılınca üzüntüsü gitti. Köyden getirdiği hediyeleri annesine verdi. Anne: Bunlar ne kadar güzel şeyler. Canan: yengem senin için gönderdi, bir daha ki gidişimde seni de bekliyor. Anne: Beğendin mi oraları, zamanın nasıl geçti. Canan: Çok beğendim, her şey güzeldi. Hiçbir tatilime bu kadar mutlu olduğumu, eğlendiğimi hatırlamıyorum. Farkında olmadığımız birçok güzelliğimizi gördüm, farkında olmadığım insanımın öbür yanını gördüm; çok içten ve doğaldı. Akraba olduğumuz halde birbirimize ne kadar yabancı olmuşuz. Bundan sonra daha sık görüşelim. Anne: Canım benim, bunları biz bile unuttuk. İyi ki varsın unutulmuş, ama sahip çıkılması gereken şeyleri bize gösterdin. Bize bizi gösterdin. Canan mutluydu, tüm tatillerinde olmasa da daha sık gidecekti, köyüne. |













:...





















Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için