|
Bir yolcu gemisi yolculuk esnasında kopan bir fırtınada batar ve içindekilerden sadece iki adam küçük ve ıssız bir adaya yüzmeyi başarırlar. Ne yapacaklarını bilemeyen bu iki kazazede Tanrı’ya yalvarmaktan başka çarelerinin olmadığına karar verirler. Fakat kimin duasının daha güçlü olduğunu anlamak için adayı ikiye bölmeye karar verirler ve adada karşılıklı olarak yaşamaya başlarlar.
|
|
|
Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yaparken çocuğun ayağı yerdeki bir taşa takılıp düşer. Canı yanan çocuk “Ahhhh!” diye bağırır. İleride bir dağın tepesinden “Ahhhh!” diye bir ses duyar ve şaşırır. Merak eder ve “Sen de kimsin?” diye bağırır. Aldığı cevap aynıdır; “Sen kimsin?” Aldığı cevaba kızıp “Sen bir korkaksın!” diye tekrar bağırır. Dağdan gelen ses “Sen bir korkaksın!” diye cevap verir. Çocuk babasına dönüp;
|
|
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim...
Halil, evli çocuklu, İbrahim ise bekârmış... Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin. Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederler, bununla geçinip giderlermiş. Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklifde bulunmuş;
- İbrahim kardeşim, ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
|
|
Yaşlı Kızılderili Reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı.
Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı,... İki iri köpekti bunlar.
Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine.
|
|
Resim öğretmeni, okuldaki başarılı ve resme meraklı öğrencilerini çok ünlü bir ressamın resim sergisine götürür. İçlerinden bir öğrenci harika bir resmin başında kalakalmıştır. Öğrencinin resme büyük bir dikkat ve hayranlıkla baktığını gören bir kişi, çocuğun yanına yaklaşır ve resim hakkında ne düşündüğünü sorar. Öğrenci, resmin harika olduğunu söyler ve ekler:
- Duyma özürlü bir kardeşim var. Resme, özellikle de bu serginin sahibi ressamının resimlerine hayran, keşke yeterli param olsa da bu resmi alıp kardeşime hediye edebilsem. Bu resim için bütün servetimi vermeye hazırım.
|
|
Bir gün bir tanıdığı büyük filozofa rastladı ve dedi ki; "Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?"
"Bir dakika bekle" diye cevap verdi Sokrat. Bana birşey söylemeden önce senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna "Üçlü Filtre Testi" deniyor.
"Üçlü Filtre?"
"Doğru," diye devam etti Sokrat. Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir.
|
|
Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış.
Büyük usta öğrencisini uğurlarken yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş.
|
|
Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmıştır. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir turlu ekememektedir. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir.
Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmaya baslar:
´Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler.´ Koylu bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı acar, kurda içine girmesini söyler.
|
|
Japonya'da küçük bir çocuk trafik kazası geçirir ve sol kolunu kaybeder. Oysa çocuğun büyük bir ideali vardır; İyi bir judo ustası olmak.
Bu hayali yıkılan çocuğunun depresyona girdiğini gören babası, ünlü bir Judo ustasına giderek yapılacak bir şey olup olmadığını sorar. Hoca çocuğu görmek ister. Ertesi gün baba oğul varırlar hocanın yanına. Hoca çocukla konuşur ve onun azmini fark edince “Tamam” der, “Yarın çalışmalara başlıyoruz”.
|
|
|
|
|
|